Blog
Zeytinlikleri Korumak Akdeniz Biyolojik Çeşitlilik Sıcak Noktasını Korumaktır
Levent Erkol- Doğa Koruma Uzmanı / Proje Evi Kooperatifi
Geleneksel zeytinlikler, Akdeniz kültürünün bir sembolü olmaktan çok daha fazlasıdır. Aynı zamanda Dünyanın en önemli biyoçeşitlilik sıcak noktalarından biri olan Akdeniz Havzası'nda yaşayan ekosistemlerdir. Bu bölgeye yayılmış 30 milyon hektardan fazla zeytinlik, yerel biyoçeşitlilik üzerinde çok önemli bir etkiye sahiptir ve birçoğu endemik ya da tehdit altında olan sayısız bitki ve hayvan türünün yaşamını desteklemektedir.
Biyoçeşitlilik Sıcak Noktaları, endemik türler açısından zengin ve insan faaliyetleri tarafından tehdit edilen, önemli biyolojik çeşitlilik potansiyeline sahip bölgelerdir. Bir bölgenin biyolojik çeşitlilik sıcak noktası olarak nitelendirilebilmesi için endemik olarak en az 1.500 damarlı bitki türü içermesi ve tipik olarak tarım, kentleşme veya ağaç kesimi gibi faaliyetler nedeniyle doğal bitki örtüsünün en az %70'ini kaybetmiş olması gerekir. Yeryüzünde karasal alanların yaklaşık %2,4'ünü kaplamakla birlikte, dünyadaki endemik bitki türlerinin yarısından fazlasına ve ayrıca kuş, memeli, sürüngen ve amfibi türlerinin yaklaşık %43'üne doğal yaşam ortamı sağlayan 36 biyolojik çeşitlilik sıcak noktası bulunur.
Bu Biyoçeşitlilik Sıcak Noktalarından birini oluşturan, Türkiye’nin Akdeniz ve Ege kıyılarını da kapsayan Akdeniz Havzası 25.000 bitki türü barındırmasıyla bilinmekte olup bunların %60'ı endemiktir. Özellikle düşük girdili sistemler olan geleneksel zeytinlikler, birçok tür için kritik yaşam alanları sağlar. Bu zeytinlikler, böceklerden kuşlara, sürüngenlerden memelilere kadar, birçoğu bölgesel veya küresel seviyede tehlike altında olan çok çeşitli yaşam formuna ev sahipliği yapar.
Örneğin, Türkiye'deki Bafa Gölü çevresinde yaşayan saz kedisi Felis chaus Schreber, 1777, bu bölgedeki zeytinlikler ve sulak alanların birleşiminde barınak ve avlanma alanı bulur. Bu çekingen yırtıcı için bu peyzaj, hem yaşam hem de beslenme alanı sunmaktadır. Benzer şekilde, küresel ölçekte tehlike altında olan ve çarpıcı renkleriyle dikkat çeken gökkuzgunlar Coracias garrulus L., 1758 ile özellikle eski yerleşimlerde yaşamayı tercih eden küçük kerkenez Falco naumanni Fleischer, 1818 zeytinlikleri beslenme alanı olarak kullanmaktadır. Küçük bir göçmen ötücü kuş olan karabaşlı ötleğen Sylvia atricapilla (L., 1758) de bu zeytinliklerin önemli sakinlerindendir. Böcekler ve meyvelerle beslenen bu kuş, zeytinliklerdeki çeşitli bitki örtülerinden yararlanmaktadır.
Geleneksel zeytinlikler hem biyoçeşitlilik hem de insan toplulukları için önemli ekosistem hizmetleri sağlarlar. Akdeniz'in engebeli arazilerinde erozyonu önlemeye yardımcı olurken, su tutma kapasitelerini artırarak sınırlı su kaynaklarının daha iyi yönetilmesine katkıda bulunurlar. Zeytin ağaçları, iklim değişikliğinin etkilerini hafifletirken karbon yutakları olarak görev yapar ve derin kök sistemleriyle sağlıklı bir toprak yapısını ve verimliliği desteklerler.
Ayrıca, zeytin ağaçlarının yabani bitkiler ve diğer tarımsal ürünlerle bir arada bulunduğu karma ekim sistemleri (agrosilvopastoral sistemler), agro-ekolojik dayanıklılığı artırır. Bu çeşitlilik, zararlılara ve hastalıklara karşı direnci artırarak kimyasal girdilere duyulan ihtiyacı azaltır ve daha sürdürülebilir bir tarım modelini destekler. Akdeniz Havzası'nın biyoçeşitliliğini korumak için geleneksel zeytinliklerin korunmasını öncelik haline getirmek elzemdir. Bu peyzajlar, habitat tahribatı ve iklim değişikliği nedeniyle giderek daha savunmasız hale gelen birçok tür için sığınak sağlar. Doğa dostu tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak, agroekolojik sistemleri teşvik etmek ve bu geleneksel yöntemleri sürdüren küçük üreticilere destek olmak, hem biyoçeşitliliği hem de yerel geçim kaynaklarını korumanın kritik adımlarıdır.
Geleneksel zeytinlikleri korumak, Akdeniz Biyolojik Çeşitlilik Sıcak Noktası’nı korumaktır.
»
Küresel İklim Değişikliğinin Zeytin Ağacının Sürdürülebilirliği Ve Zeytinyağı Kalitesi Üzerindeki Etkisi
Dr. Ümmühan Tibet - UZZK Yönetim Kurulu Üyesi
Akdeniz’in kadim topraklarında yüzyıllardan beri kök salan zeytin ağacı, sadece bir bitki değil, aynı zamanda kültürün, sağlığın ve ekonominin simgesidir. Zeytinyağı ise bu kutsal ağacın insanlara sunduğu en değerli hediye. Ancak bu köklü sembol, günümüzde küresel bir tehditle karşı karşıya: İklim değişikliği. Son yıllarda küresel ölçekte görülen, yağışların azalması, sıcaklıkların yükselmesi ve kuraklığın artması ile karakterize edilen iklim değişikliği günümüzün en önemli problemlerinden birisidir. Dünyamızın sıcaklığı düzenli olarak artmaktadır. Son 100 yıl içerisinde yeryüzünde sıcaklığın 0,7 - 0,8 °C civarında arttığı (Sağlam ve ark., 2008), 2100 yılına kadar 0,9- 3,5°C arasında artacağı (Chakraborty ve ark., 2000) ve gerekli önlemlerin alınmaması durumunda ise bu artışın devam edeceği tahmin edilmektedir (Sağlam ve ark., 2008).
Dünyanın toplam zeytinlik alanlarının %98’ini barındıran ve ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nın dünyadaki iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek alanlardan birisi olduğu rapor edilmektedir (Aksay ve Ark, 2005). Artan sıcaklıklar, azalan yağış miktarları ve mevsimlerin öngörülemez hale gelmesi, zeytin ağacının doğal döngüsünü zorlamaya başlamıştır. İspanya, İtalya, Yunanistan ve Türkiye gibi ülkelerde iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle özellikle tarımsal alanlarda su talebi artmakta ve bölgesel su kıtlığı yaşanmaktadır. Zeytin ağacı, geleneksel olarak zorlu koşullara uyum sağlayabilen, kuraklığa dayanıklı bir ağaç olarak bilinmesine rağmen, ani değişen veya aşırı iklim olayları karşısında bu uyum kapasitesi zorlanmaya başlamıştır. Artık sadece verim üzerinde değil, zeytinyağının duyusal ve kimyasal kalitesinde de belirgin değişiklikler gözlemlenmektedir. Nitekim küresel iklim değişikliğinin etkisiyle zeytin tarımının sürdürülebilirliği ve Kuzey Ege Bölgesi’ndeki zeytin tarımına uygunluk ve fenolojik değişikliklerin araştırıldığı bir çalışmada, ortalama hava sıcaklığının 5-6 0C artacağı, yıllık yağış projeksiyonlarının azalacağı ve bu nedenle de zeytin ağacı adaptasyon çalışmalarına başlanması öngörüsü vurgulanmaktadır (Didar, 2021; Türkeş, 2024). Yüksek sıcaklıklar çiçeklenme dönemini olumsuz etkileyerek meyve tutumunu azaltabilmektedir. Kuraklık ise ağaçta su stresine neden olarak meyvede erken bozulma ve olgunlaşma yaratmaktadır. Bu durumun, serbest yağ asitliğinin yükselmesini engellemesine rağmen zeytinyağının tekli doymamış/çoklu doymamış yağ asitleri oranının düşmesine, duyusal özelliklerde de meyvemsiliğin azalarak yağ kalitesinin olumsuz etkilenmesine neden olduğu rapor edilmektedir (Dag ve Ark., 2014). Kimyasal bileşimdeki değişim daha derinlemesine incelendiğinde, sıcaklık artışının zeytinyağının sterol kompozisyonunu1 etkilediği görülmektedir. Özellikle sıcak iklimlerde zeytinyağlarında β-sitosterol2 toplamında azalma, Δ7-stigmastenol3 miktarında ise artış gözlemlenmiştir (Tous et al., 2011). Bu durum, bizim ülkemiz de dahil, bazı ülkelerde yasal limitlerin aşılmasına neden olduğundan Uluslararası Zeytin Konseyi Ticari Standardında karar ağaçları oluşturularak zeytinyağının özgünlüğünün tespiti sağlanmaktadır (IOC, 2021). Ayrıca, sıcaklık arttıkça linoleik asit oranının yükseldiği, oleik asit oranının ise azaldığı belirlenmiştir. Bu değişim, zeytinyağının yağ asidi profilini doğrudan etkileyerek oksidatif stabiliteyi4 düşürmekte ve raf ömrünü kısaltmaktadır (Gómez-Rico et al., 2006). Ülkemizde yapılan Türk Zeytinyağlarının Bölgesel Karakterizasyonu başlıklı çalışmada, sıcaklığın artışı ile üretilen zeytinyağının kimyasal özelliklerindeki değişim açıkça ortaya konulmuştur (Gümüşkesen, 2003). Son yıllarda yapılan bir başka çalışma ise, tekli doymamış yağ asitleri (MUFA), çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA), oleik asit, linoleik asit ve E vitamini değişimlerinin %57,8'inin ortalama sıcaklıkla açıklandığını göstermiştir. (Ben Hmida, 2022). Stres koşullarında yetişen zeytinlerden elde edilen zeytinyağlarında, duyusal açıdan belirgin bir şekilde acılık ve yakıcılık artmış olmasına rağmen, meyvemsilik özelliğinin azaldığı ve aynı zamanda özgül soğurma5
değerlerinde hızlı bir yükselme ile birlikte raf ömrünün kısaldığı gözlenmektedir.
Sonuç olarak, zeytin ağacı, binlerce yıllık geçmişiyle hem doğaya hem de insana uyum sağlayabilmiş nadir türlerden biridir. Ancak iklim değişikliğinin etkileri bu dayanıklı türü bile zorlamaktadır. Sıcaklık artışları, kuraklık, anormal hava olayları ve belirsiz mevsim geçişleri; zeytinin verimini, zeytinyağının kalitesini ve dolayısıyla üreticinin gelirini tehdit eder hale gelmiştir.
[1] Sterol kompozisyon: Steroller, bitkilerde ve hayvanlarda bulunan yağ bileşiklerindendir. Sterollerin çeşidi ve % değişimi her bitkisel yağda farklılık gösterdiği için, yağın menşei ve saflığı konusunda önemli bilgi verir.
2 β-sitosterol toplamı: Bitkisel yağlarda en çok bulunan sterol çeşitlerinin toplam miktarını gösterir; bu değer yağın kalitesini ve doğallığını yansıtır.
3Δ7-stigmastenol: Yağda bulunan özel bir sterol çeşididir. Bu değer, yağın saf mı yoksa başka yağlarla karışmış mı olduğunu anlamak için çok önemlidir.
4 Oksidatif stabilite: Yağın havayla temas ettiğinde bozulmadan ne kadar süre dayanabildiğini gösterir. Yani yağın raf ömrüyle ilgilidir.
5Özgül soğurma değerleri: Yağın ışığı ne kadar emdiğini ölçen sayılardır. Bu ölçüm, yağın ne kadar taze veya ne kadar oksitlenmiş (bozulmaya başlamış) olduğunu gösterir.
Bu olumsuzluklara rağmen geleceğe dair umutlarımızı kaybetmemeliyiz. Çünkü çözüm yolları mümkündür: Tarım tekniklerinin yeniden düzenlenmesi, agro-silvo-pastoral üretim teknikleri ve verimli sulama sistemlerinin kullanılması, doğru hasat zamanlamasının belirlenmesi, iklime uygun zeytin çeşitlerinin tercih edilmesi ve üreticiye yönelik eğitim ve teşviklerin artırılması gibi adımlar hem zeytin ağacının sürdürülebilirliğini hem de zeytinyağının kalitesini korumada büyük rol oynayacaktır. İklim değişikliğinin sadece uzak kutupları ya da deniz seviyesini değil, soframıza gelen bir kaşık zeytinyağını bile etkileyebildiğini fark ettiğimizde, bu konuda atılacak her adım daha anlamlı hale gelecektir.
»
Yeşil Mutabakat Ve Sürdürülebilir Tarım İlişkisi
Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sürdürülebilir Tarım
2015 yılında Birleşmiş Milletlere üye ülkeler tarafından bir yol haritası olarak kabul edilen 17 “Sürdürülebilir Kalkınma Amacı” refah ve esenliğin artırılması ve yoksulluğa son verilmesinin yanı sıra iklim değişikliği ile küresel mücadeleyi ekonomik ve sosyal açıdan kapsayıcı bir kalkınma modelinin ayrılmaz parçası haline getirmeyi öngörüyor. Bu süreçte, insan kaynaklı sera gazı salımlarını sınırlandırmaya ve azaltmaya yönelik çabaların yanı sıra iklim değişikliğinin, ekonomi, uluslararası ticaret, sağlık, göç, güvenlik gibi diğer küresel sorunlarla bağlantılı olarak ele alınması kaçınılmaz hale geliyor.
Bu süreci takiben Avrupa Birliği 11 Aralık 2019 tarihinde açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı ile 2050 yılında ilk iklim-nötr kıta olma hedefini ortaya koyarak tüm politikalarını iklim değişikliği ekseninde yeniden şekillendirileceği açıkladı. Mutabakat, sürdürülebilir tarımı da bu hedefin önemli bir parçası olarak ele alıyor.
TARIMDA YEŞİL MUTABAKAT
Yeşil Mutabakat ile doğal kaynakları verimli kullanarak çevresel etkilerini azaltma, biyoçeşitliliği koruma ve gıda güvenliğini sağlamada kilit bir role sahip olan tarımın doğa dostu bir yapıya dönüşmesi desteklenirken, aynı zamanda iklim değişikliği ile mücadelede de önemli bir araç olarak kullanılmasına yönelik çalışmalar hedefleniyor. Bu hedefler şu şekilde özetlenebilir:
- Jeopolitik belirsizlikler, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı karşısında gıda güvenliğini sağlamak- AB gıda sistemlerinin çevresel ve iklimsel etkilerini/ayak izini azaltmak- Gıda sisteminin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artırmak- Tarladan sofraya rekabetçi sürdürülebilirliğe doğru küresel bir geçişe öncülük etmek
Avrupa Birliği, bu çerçevede, ortak tarım politikasının Yeşil Mutabakat kapsamında güncellenmesi gibi çalışmalara ek olarak, “Tarladan Sofraya” ve “Biyoçeşitlilik” Stratejilerini de uygulamaya koyuyor. Bu yeni stratejilerin başarılı olabilmesi için aşağıdaki eylemlerin hayata geçirilmesi konusunda çalışmalar yürütülüyor.
Tarladan Sofraya ve Biyoçeşitlilik Stratejileri ile sürdürülebilir gıda sisteminin oluşturulması, doğanın korunması ve doğa üzerinde oluşturulan tahribatın giderilmesini hedefleyen Avrupa Birliği, Sorumlu Gıda Ticareti ve Pazarlama Uygulamalarına ilişkin AB Davranış Kuralları’nı 5 Temmuz 2021'de yürürlüğü koyarak bu konudaki ilk adımı atıyor.
Karbon Nötr Bir 2050’ye Doğru
Avrupa’yı 2050 yılına kadar karbon nötr bir kıta haline getirmeyi hedefleyen Yeşil Mutabakat, Tarladan Sofraya Stratejisi’ni bu hedefin merkezine koyuyor. Mutabakat her koşulda işleyen sağlam ve esnek bir gıda sisteminin ve vatandaşlar için yeterli miktarda uygun gıda tedarikine erişim sağlayabilmenin önemini ortaya koyuyor. Ayrıca pestisitlere, antimikrobiyallere ve aşırı gübrelemeye bağımlılığı azaltmanın, organik tarımı artırmanın, hayvan refahını iyileştirmenin ve biyolojik çeşitlilik kaybını tersine çevirmenin acil bir ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Tarladan Sofraya ve Biyolojik Çeşitlilik Stratejileri bu bağlamda Mutabakat’ın önemli birer parçasını oluşturuyor.
Tarladan Sofraya Stratejisi’nin Hedefleri
- 2030 yılına kadar kimyasal pestisitlerin ve antimikrobiyallerin kullanımının %50 oranında azaltılması- Tarımda kullanılan azot ve fosfor gibi aşırı besleyici maddelerin doğada birikmesi nedeniyle 2030’a kadar gübre kullanımının en azından %20 azaltılması- 2030 yılına kadar AB tarım arazilerinin %25’inde organik tarım yapılması- 2030 yılına kadar perakende ve tüketici düzeyinde kişi başına gıda atığının yarıya indirilmesi- Avrupa Yatırım Fonu (InvestEU Fund), Ortak Tarım Politikası (CAP) ve AB bütçesinden sağlanacak garantilerle Avrupalı şirketlerin sürdürülebilir yatırımlarındaki risklerin azaltılması, KOBİ’lerin finansal kaynaklara erişiminin sağlanması- Tüm AB ikili ticaret anlaşmalarında iddialı sürdürülebilirlik hükümlerini içeren sürdürülebilir kalkınma bölümleri olması için çalışılması
Biyoçeşitlilik Stratejisinin Hedefleri
- AB'nin kara ve deniz alanlarının en az %30'unun yasal olarak korunması ve ekolojik koridorların birbirine bağlanması- Komisyon’un biyoçeşitlilik kaybı dahil çevresel maliyetleri yansıtan vergi sistemlerini ve fiyatlandırmayı teşvik etmesi, çevresel bozulmayı önlemek ve düzeltmek için çevresel ayak izinin ölçülüp "kullanan öder" ve "kirleten öder" ilkelerinin uygulamaya konulması- Ticari anlaşmaların biyoçeşitlilik üzerindeki etkisinin daha fazla değerlendirilmesi ve mevcut ile yeni anlaşmaların biyoçeşitlilik hükümlerinin güçlendirmesi için çalışılması- Ormanların tahribine yol açan ürünlerin AB pazarına girişini önlemek veya en aza indirmek ve orman dostu ithalat ile değer zincirlerini teşvik etmek için bir yasa teklifi sunulması ve yasadışı yaban hayatı ticaretini engellemek için bir dizi adım atılması
Türkiye’nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı
AB’nin ortaya koyduğu Yeşil Mutabakat çerçevesinde T.C. Ticaret Bakanlığı 2021 yılında ilgili tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği yaparak Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı hazırladı. Söz konusu plan ile ülkemizin kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde sürdürülebilir, kaynak- etkin ve yeşil bir ekonomiye geçişin desteklenmesi amaçlanıyor. Planın “Sürdürülebilir Tarım” ve “İklim Değişikliği ile Mücadele” başlıklı eylem planı hedefleri ülkemizde bu konularda atılacak adımlar açısından önemli birer gösterge niteliğini taşıyor ve konu ile ilgili hedefler, eylemler, takvim, sorumlu kurum, ilgili diğer kurumlar ve çıktıları da içeriyor. Eylem planının Sürdürülebilir Tarım hedefi doğrultusunda şu ana başlıklar yer alıyor:
Ø Pestisit ve anti-mikrobiyallerin kullanımının azaltılması
Ülkemizde pestisit ve anti-mikrobiyallerin kullanımının azaltılmasına yönelik çalışmalar yürütülmesi ve pestisitlerin azaltılmasına yönelik çalışmalar çerçevesinde, biyolojik ve biyoteknik mücadele yöntemlerinin kullanımının yaygınlaştırılması.
Ø Organik tarımın geliştirilmesi
1 Ocak 2022 tarihinde yürürlüğe giren AB yeni organik tarım mevzuatın ile ilgili yönetmeliğin uyumunun tamamlanarak AB ile ülkemiz arasında organik tarım alanında karşılıklı tanıma sağlanması.
Ø Kimyasal gübre kullanımının azaltılması
Hammaddece dışa bağımlı kimyasal gübrelerin kullanım miktarının azaltılması, yeni nesil ve yavaş salınımlı gübrelerin kullanım miktarlarının belirlenmesi ile birim bitki besin maddesi kaybının azaltılarak doğaya daha az kimyasal salımının ve sürdürülebilir toprak verimliliğinin sağlanması.
Ø Arazi toplulaştırma faaliyetleri
Arazi toplulaştırma tescil faaliyetleri yürütülmesi.
Ø Tarımda yenilenebilir enerji kullanımının artırılması
Aydın, Denizli, İzmir ve Ağrı İllerinde mevcut jeotermal kaynakların Tarıma Dayalı (jeotermal sera) İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri’nde kullanılmaya başlanması. Yenilenebilir enerji kullanan seraların ve üretim tesislerinin desteklenmesi ve tarımda yenilenebilir enerji üretimi ve kullanımının yaygınlaştırılması.
Ø Tarımsal üretimde atık ve artık yönetiminin geliştirilmesi
Tarımsal üretimde atık ve artıkların tekrar değerlendirilmesi konusunda AR-GE çalışmalarının tamamlanması. Tarımsal atıkların toprağa uygulanması ve enerji olarak değerlendirilmesi amacıyla atık ve artık yönetiminin geliştirilmesine katkı sağlayacak araştırmaların yapılması.
Ø Gıda kayıp ve israfının azaltılması
Gıda artık ve atıklarının geri dönüşümünün sağlanmasına yönelik farkındalık yaratma ve tüketicinin bilinçlendirilmesi çalışmalarının yapılması. Gıda israfına yönelik bilinçlendirmenin artırılması. Satış ve toplu tüketim hizmetleri sağlayan yerlerde işletmecilere yönelik olarak gıda israfıyla mücadele amacıyla kontrol listeleri hazırlanması.
Ø AB Tarladan Sofraya Stratejisi ve Biyoçeşitlilik Stratejilerine ilişkin farkındalık yaratılması
AB’nin Tarladan Sofraya ve Biyoçeşitlilik Stratejilerine ilişkin bilgilendirme faaliyetleri ile atılması gerekli adımlar hakkında farkındalık yaratılması.
İlgili Kaynaklar:
https://commission.europa.eu/strategy-and-policy/priorities-2019-2024/european-green-deal_en
T.C. Ticaret Bakanlığı, Yeşil Mutabakat Eylem Planı, 2021
T.C. Ticaret Bakanlığı, AB Sürdürülebilir Tarım Politikaları
https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/yesil-mutabakat/ab-surdurulebilir-tarim-politikalari
»
Köylünün Emeği, Soframızın Bereketi, Gezegenin Umudu: Karbon Yutak Alanları Olarak Zeytinlikler
Anadolu Yarımadası’nın kök salan zeytin ağaçları, yalnızca soframıza yağ değil, aynı zamanda geleceğimize nefes sunuyor. Bu ağaçlar, binlerce yıllık kültürün ve yerel yaşamın sembolü olmanın ötesinde iklim krizine karşı en güçlü doğal savunmalarımızdan biri.
Bir üretim alanı olmanın yanı sıra, zeytinlikler aslında birer karbon yutağı. Bilimsel araştırmalar zeytinliklerin her yıl hektar başına 2 ila 4 ton karbondioksiti atmosferden çekip toprağa ve biyokütleye hapsettiğini ortaya koyuyor. Örneğin, yalnızca Girit Adası’ndaki zeytinlikler yılda 1,3 milyon ton CO₂ tutuyor; bu da adanın toplam emisyonlarının yaklaşık üçte birine denk geliyor.
Karbonun dallarda, yapraklarda ve budama atıklarında birikmesi toprak organik maddesini zenginleştirirken uzun vadeli karbon depolamasını sağlıyor. Ancak, toprağın çıplak bırakıldığı yoğun işlenen yöntemler karbonun yeniden atmosfere salınmasına neden oluyor. Buna karşılık, örtü bitkileriyle zenginleştirilmiş ve budama artıklarının toprağa geri kazandırıldığı bahçeler, karbon stoklarını adeta orman topraklarına yaklaşacak kadar artırabiliyor.
Yunanistan’ın Messinia bölgesinde yapılan deneylerde, zeytinliklerde örtü bitkisi kullanımı yalnızca karbonu artırmakla kalmadı, aynı zamanda ekosistemi canlandırdı. Ölçümlere göre, örtü bitkili zeytinliklerde toprakta korunan karbon stoğu hektar başına 42,6 ton iken, çıplak bırakılan topraklarda bu değer 29,7 tonda kaldı. Yani basit bir uygulama zeytinliklerde yaklaşık %40 daha fazla karbon depolama kapasitesi sağladı.
Bu uygulamalar biyolojik çeşitlilik açısından da kritik sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırmacılar, örtü bitkili alanlarda özellikle tozlayıcı arı türlerinin geri döndüğünü, ayrıca ekosistemde kilit rol oynayan örümcekler, uğur böcekleri ve çeşitli predatör böceklerin popülasyonlarının arttığını kaydetti. Bu canlılar yalnızca biyolojik çeşitliliği güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda zeytin üretiminde zehir kullanımının azaltılmasını da sağlıyor.
Avrupa Birliği’nde zeytinlikler, karbon bağlama ve agroekolojik dönüşüm programlarıyla destekleniyor. Ancak, Türkiye’de durum bundan çok uzak. Geçtiğimiz aylarda kabul edilen Torba Yasa ve destekleyici mevzuat ile 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu’nun koruyucu hükümleri zayıflatıldı. Bu düzenleme, koordinatları belirlenmiş alanlarda zeytin ağaçlarının sökülmesine, taşınmasına ve hatta kesilmesine imkân tanıyor. Bu durum yalnızca üreticinin alın terini ve ülkenin kültürel mirasını tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamındaki karbon yutaklarını koruma yükümlülüğü ile de çelişiyor. Zeytinliklerin madenciliğe ve ağır sanayiye kurban edilmesi, iklim krizine karşı elimizdeki en güçlü doğal aracı kaybetmemiz anlamına geliyor.
Bu durumda çözüm basit ve güçlü: Zeytinliklerin karbon yutağı olarak resmen tanınması. Böyle bir yasal düzenleme, bir yandan Türkiye’nin Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki iklim taahhütlerini yerine getirmesini sağlarken diğer yandan da her geçen gün daha kırılgan hale gelen agroekolojik zeytin üreticilerine yeni bir nefes alanı açacaktır.
Böyle bir resmi tanıma ile zeytinlikler yalnızca tarımsal alan değil, aynı zamanda ekosistem hizmeti üreten karbon yutakları olarak değerlendirilecektir. Bu durum, çiftçilere karbon kredileri, yeşil finansman ve iklim dostu sertifikasyon gibi yeni gelir kanallarının da kapısını aralayacaktır.
Örneğin, İtalya’nın Puglia bölgesindeki üreticileri kapsayan Alberami Projesi ile karbon kredisi sisteminin uygulamaya geçmesi sonucunda, bugün zeytin üreticilerin gelirlerinin yaklaşık %75’i karbon kredilerinden geliyor. Benzer şekilde İspanya’da C-Olivar girişimi ile Estepa bölgesindeki 440 hektarlık 15 zeytinlik sahasında yılda toplam 412 ton CO₂ eşdeğeri kadar karbon tutulumu sağlandı. Bir hektarda ağaç gövdeleri kaynaklı 0.6–2.6 ton, toprakta ise ek 0.36-2.1 ton seviyelerinde karbon bağlama gerçekleşti.
Uluslararası boyutta Uluslararası Zeytin Konseyi (International Olive Council – IOC) AENOR ile iş birliği içinde bir Karbon Dengesi (Carbon Balance) aracı geliştirmeye başladı. Bu pilot program aracılığıyla üreticiler zeytinliklerinin karbon dengesi hesaplayabilecek, ücretsiz teknik destek alabilecek ve karbon piyasalarına gönüllü veriyle entegre olabileceklerdir.
Türkiye’de de benzer bir adım atılması, zeytin üreticilerinin yalnızca yağ ve sofralık zeytin satışıyla sınırlı kalmasını önleyerek, onlara karbon depolama hizmeti, karbon kredileri, agroekoturizm, biyolojik çeşitlilik dostu üretim sertifikaları ve coğrafi işaretli ürünler üzerinden yeni ve güçlü bir ekonomik zemin sunacaktır. Böylelikle üreticiler, hem piyasa dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı hale gelecek, hem de doğa ve iklim dostu yöntemlerini ekonomik değere dönüştürme imkânı bulacaklardır.
Bu yaklaşım aynı zamanda kırsal kalkınmayı destekleyen bir strateji olarak da öne çıkıyor. Küçük aile işletmeleri karbon tutma, biyolojik çeşitliliği koruma ve suyu verimli kullanma gibi hizmetlerini gelir kaynağına dönüştürürken, kırsalda göç yavaşlayacak ve genç nüfus için cazip istihdam modelleri yaratılabilecektir. Agroekoturizm gibi faaliyetler, köylünün emeğini sadece tarımsal üretimle değil, aynı zamanda kültürel mirasın ve doğa dostu uygulamaların görünürlüğüyle de ödüllendirecektir.
Kamu otoriteleri açısından ise zeytinliklerin karbon stoklarının Ulusal Katkı Beyanı’na dahil edilmesi, yalnızca teknik bir iyileştirme değil, aynı zamanda Türkiye’nin iklim politikalarının güvenilirliğini ve uluslararası pazarlık gücünü artıracak stratejik bir kart olacaktır. Zeytinlikler, resmi olarak karbon yutağı kabul edildiğinde, Türkiye’nin uluslararası platformlarda “iklim dostu üretim, karbon bağlama ve depolama” konularında somut verilerle desteklenen güçlü bir pozisyona sahip olması sağlanacaktır. Kısacası, bu tür bir yasal düzenleme, yalnızca çevresel bir koruma aracı değil, aynı zamanda ekonomik çeşitlenme, kırsal refah ve iklim diplomasisinde prestij sağlayacak bir kalkınma modeli oluşturacaktır.
Bugün önümüzde duran seçenek oldukça açık: Zeytinlikleri ya kısa vadeli çıkarların gölgesinde kaybedeceğiz ya da karbonu tutan, kültürü yaşatan ve üreticiyi güçlendiren yaşayan miras alanları olarak geleceğe taşıyacağız.
»
Kuşlar ve Geleneksel Zeytinlikler
İnsanın emek verdiği bir tarım alanından hem karnının hem de gözünün doyması öyle her zaman olacak veya sıklıkla denk geldiğimiz bir şey değil. “Karnın doyması tamam da gözün doyması nedir” diye soruların geldiğini duyar gibiyim. Aslında kastettiğim manzara ve manevi değerler açısından da bir ölçüde tatmin olabilmek. Elbette bunun göreceli ve soyut bir tarafı var. Ancak son tahlilde içerisinde farklı türde ağaçların, bitkilerin olduğu, kuşların cıvıldadığı bir zeytinlik ile binlerce zeytin ağacının asker gibi dizildiği konvansiyonel bir tarım alanına bakmak arasında fark da var. Geçmişte bu duruma verimliliği ve karlılığı nedeniyle katlanıyorduk belki ama artık olumlu yönde bir değişim yaşanıyor. İyi haber artık buna tahammül etmek zorunda değiliz ve daha önemlisi doğa da tahammül etmek zorunda değil!
Üzerinde durmak istediğim konu üst ölçekte doğal değeri yüksek ve iklim dostu sağlıklı tarım. Ancak ben bu yazıda konunun biraz daha diğer varlıklar, hatta özel olarak kuşlarla ilgili kısmını ele almak istiyorum. Zira kendileri hem mânâ hem de fiziksel dünyamızda düşündüğümüzden çok daha fazla önem taşıyor.
Konunun biraz teknik ve bilimsel yönüne girmek gerekirse doğal haliyle bırakılan zeytinliklerin daha fazla biyolojik çeşitliliğe ve elbette kuş türüne ev sahipliği yaptığını biliyoruz. Bunda şaşılacak bir şey yok, zira zeytinlik içerisinde ne kadar fazla habitat ve ekosistem varsa kuş ve diğer canlı türlerinin sayısı da artıyor. Kuş türü ve sayısı artmakla birlikte üretilen ürünün katma değeri de artış gösteriyor. Çünkü kuşlar çoğunlukla gösterge türler ve sayılarındaki artış çoğu zaman diğer canlı türlerinin de artışını ve dahi ekosistemin sağlığını gösteriyor. Kuşlar tarafından sağlanan bu ekosistem hizmetleri arasında zeytin için zararlı olabilen canlıların kontrol altında tutulması, gübreleme, tohum dağıtımı ön plana çıkıyor.
Kuş Türleri
Kişisel gözlemlerime ve özellikle İspanya ile Yunanistan kaynaklı bilimsel makalelere dayanarak yılın tüm dönemlerini de kapsayacak şekilde yetmişin üzerinde farklı kuş türünün konvansiyonel zeytinliklerde görülebildiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte doğa temelli yani farklı habitat ve ekosistemlerin de temsil edildiği tarımsal aktivitelerde bu sayı neredeyse yüzde elli daha fazla oluyor. Avrupa ölçeğinde bölgelere göre bazı türler farklılaşsa da benim için doğal zeytinliklerin sakinleri bellidir. Üstelik bu arkadaşlar takvim zamanı da gösterir bana. Mesela Ege Bölgesi’ndeyseniz baharın gelişini karatavukların üreme nağmeleri haber eder. Sonbaharın iyiden iyiye geldiğini ise kızıl gerdanların özellikle akşamüzerleri, hüzünlü nağmeleri gösterir. Baharın yavaş yavaş sonlarına geldiğimizi ve yazın resmi olarak sahneye çıkışını ak ve zeytin mukallidi türlerinin tabiri caizse bozuk plak gibi tekrarlayan nağmeleri haber eder. Yaz ise elbette maskeli ötleğenin çıtlaması ve kara boğazlı ötleğenin telaşlı uçuşu ile gelir. Kışın ne oluyor derseniz ispinozlar ve aralarında daha az sayıda olan kocabaşlar sahneye çıkıyor derim. Küçüklü büyüklü sürüler halinde görülen bu türler, kışın sonunda gözden kaybolmaya başladığında anlayın ki bahar geliyor. Yani doğal bir zeytinliğiniz varsa öyle takvime falan ihtiyacınız olmaz. Elbette doğa takvimini diğer canlı türleri de gösterir. Mesela orkideler gibi soğanlı ve yumrulu bitkiler saat gibidir. Ancak kuşların eşsiz ötüşleri, diğer canlı türlerinin takvim ve gösterge olabilme özelliklerini biraz gölgede bırakır; kulak kabartmakta fayda var.
Ekosistem Hizmetleri
Kuşların zeytinliklerdeki varlığı sadece göze hoş gelen bir manzaradan ibaret değil. Onlar aslında görünmez işçiler gibi çalışıyorlar. Örneğin böcekçil kuş türleri, zeytin zararlısı olan sinek ve tırtılları doğal şekilde kontrol altında tutuyor. Böylece hem kimyasal ilaç kullanımını azaltıyor hem de ağacın sağlığını koruyor. Bir başka grup kuş ise, tükettikleri meyvelerin tohumlarını farklı yerlere taşıyarak ekosistemin çeşitlenmesine katkı sağlıyor. Hatta bazı kuşların dışkıları toprak için bir tür doğal gübre işlevi görüyor. Yani kuşlar sadece sesleriyle değil, biyolojik işlevleriyle de zeytinliklerin sağlığını doğrudan besliyor.
Bu durumun önemi iklim değişikliğinin hızlandığı bir çağda daha da artıyor. Doğal çeşitliliği yüksek zeytinlikler hem karbon tutma kapasitesi açısından daha güçlü oluyor hem de zararlılara ve kuraklığa karşı daha dirençli hale geliyorlar. Kısacası kuşlar, iklim dostu tarımın adeta sessiz kahramanları.
Maddi Değeri
Doğa dostu zeytinlikler sadece zeytinyağı üretimiyle değil, alternatif gelir fırsatlarıyla da öne çıkıyor. Bunların başında ekoturizm ve sürdürülebilir turizm geliyor. Örneğin kuş çeşitliliği yüksek bir zeytinlik, kuş gözlemcileri için cazip bir destinasyona dönüşüyor. Avrupa’da kuş gözlem turizmi yılda milyonlarca Euro’luk bir ekonomik hacme sahip ve Akdeniz ülkeleri bu potansiyeli giderek daha fazla keşfediyor.
Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği yüksek zeytinlikleri de bu anlamda ciddi bir fırsat barındırıyor. Ayrıca kırsal turizm kapsamında “zeytin hasadı deneyimi”, “zeytinyağı tadımı” gibi etkinlikler kuş gözlemiyle birleştiğinde sürdürülebilir turizm açısından katma değer çok daha artıyor. Böylece çiftçi sadece ürün satarak değil, yaşanmışlık ve deneyim de satarak gelirini çeşitlendirmiş oluyor.
Manevi Değeri
Gelelim işin en çok göz ardı edilen ama en güçlü tarafına: Manevi değerine. Sabahın erken saatlerinde kuş sesleriyle uyanan bir çiftçinin motivasyonu ile sessiz, tekdüze bir tarlada çalışan bir çiftçinin ruh hali bir olur mu? Zeytin ağaçları zaten kültürel belleğimizde barışın, bereketin ve sürekliliğin sembolü. Gölgelerinde cıvıldayan kuşlarla birleşince ortaya hem çiftçiye hem de ziyaretçiye ilham veren bir atmosfer çıkıyor. Bu manevi değer, aslında toplumsal bağlarımızı da güçlendiriyor. Köy yaşamının çekiciliği, agro-turizmin cazibesi, çocukların doğa ile kurduğu bağ… Hepsi kuşların varlığıyla çok daha canlı hale geliyor.
Manzara Değeri
Doğa dostu zeytinliklerin bir başka değeri de manzaraya kattıkları güzellik. İnsanın gözünü dinlendiren, huzur veren, adeta tablo gibi görünen bu alanlar sadece üretim yeri değil, aynı zamanda estetik bir deneyim sunuyor.
Konvansiyonel, tek tip ve sık aralıklarla “asker gibi” dizilmiş zeytin ağaçları ilk bakışta düzenli görünebilir ama bir süre sonra monotonlaşır. Oysa içinde farklı yaşlarda zeytin ağaçlarının, yabani çalıların, çiçeklerin ve kuşların olduğu bir zeytinlik, mevsimden mevsime değişen bir görsel şölen yaratır. Bahar geldiğinde çiçeklenme, yazın yeşil gölgeler, sonbaharda kızaran yapraklar ve kışın toprak kokusuyla bütünleşmiş çıplak dallar… Bu değişim döngüsü, sadece çiftçiye değil, oradan geçen herkese doğayla bağ kurma fırsatı verir.
Üstelik manzara değeri sadece estetik değil, kırsal turizm için de ekonomik bir değere dönüşür. Doğayı, kuşları, zeytin ağaçlarının arasındaki bu çeşitliliği deneyimlemek isteyen ziyaretçiler, köy ekonomisine canlılık katar. Böylece zeytinlik hem üretim alanı hem de yaşam alanı kimliği kazanır.
İyilik Hali (Wellness) ve Tek Sağlık (One Health)
Doğa dostu zeytinliklerin değeri sadece ekoloji ve ekonomiyle sınırlı değil, insan sağlığı ve iyilik hali açısından da çok önemli. İyilik hali (Wellness) kavramı yani bedensel, zihinsel ve ruhsal iyilik hali, doğayla temas ettikçe güçleniyor. Kuş sesleri, yeşil dokunun çeşitliliği, temiz hava ve doğal zeytin ürünleri hem fiziksel hem ruhsal sağlığa doğrudan katkı sağlıyor. Araştırmalar doğada geçirilen sürenin stres seviyelerini düşürdüğünü, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve zihinsel sağlığı desteklediğini gösteriyor.
Bunun ötesinde, Tek Sağlık (One Health) perspektifiyle bakıldığında, sağlıklı ekosistemler sağlıklı insan ve hayvan topluluklarının da temelini oluşturuyor. Zeytinliklerde biyoçeşitliliğin korunması, tarımsal kimyasalların azaltılması ve doğal döngülerin desteklenmesi hem yerel halkın hem de tüketicinin sağlığını güvence altına alıyor.
Kısacası, doğa dostu zeytinlikler sadece karbon tutarak iklim değişikliğini yavaşlatmıyor, aynı zamanda insanın yaşam kalitesini ve toplumsal sağlık düzeyini de yükseltiyor.
Hülasa, kuşlar zeytinliklerde sadece “biblolar ya da yan karakterler” değil, tarımsal üretimin, ekolojik dengenin ve hatta kültürel hayatın baş aktörlerinden biri. Onların kanat çırpışında ve nağmelerinde hem toprağın geleceği hem de bizim geleceğimiz gizli. Eğer biz zeytinlikleri doğa dostu bir şekilde tasarlarsak hem karnımızı hem gözümüzü hem de ruhumuzu doyuran bir üretim modeli mümkün.
Konvansiyonel Zeytin Yetiştiriciliğine Karşı Biyoçeşitlilik Dostu Uygulamalar
Boyut
Konvansiyonel Zeytin Yetiştiriciliği
Biyoçeşitlilik Dostu / Geleneksel Zeytin Yetiştiriciliği
Yer örtüsü
Genellikle herbisitler veya sürümle yok edilir → Alt tabaka habitatı kaybolur.
Yer örtüsü korunur veya hafifçe yönetilir → Daha fazla böcek, tohum ve örtü sağlar.
Kimyasal kullanımı
Yüksek pestisit/herbisit kullanımı → Böcek avını azaltır, besin zincirini kirletir.
Düşük ya da hiç pestisit kullanılmaz → Daha fazla böcek bolluğu, kuşlar için daha çok besin.
Ağaç yapısı
Mekanize budama, genç ağaçlar, tek tip aralıklarla dikim.
Kovukları olan yaşlı ağaçlar, düzensiz yapı → Yuvalama ve barınma alanları.
Hasat
Yoğun mekanik gece hasadı → İspanya ve İtalya’da (özellikle ardıç kuşları) göçmen kuşların toplu ölümlerine yol açmıştır.
Elle veya gündüz yapılan hasat → Kuş ölümlerinden kaçınılır.
Peyzaj bağlamı
Monokültür peyzaj, düşük habitat çeşitliliği.
Maki, çitler, kuru taş duvarlar, meralarla bütünleşme → Daha yüksek peyzaj çeşitliliği.
Kuş çeşitliliği sonuçları
Özellikle böcekçil ve kovukta yuvalayan kuşlarda daha düşük tür zenginliği ve bolluğu.
Hem göçmen hem yerli türler olmak üzere daha yüksek kuş tür zenginliği. Koruma öncelikli türleri destekler.
»